İstanbul’un Ziyaret Edilmesi Gereken Boğaz Köyleri

İstanbul’un Ziyaret Edilmesi Gereken Boğaz Köyleri

İstanbul, tarihi ve konumu ile eşsiz bir kent olarak biliniyor. Dünyada İstanbul gibi bir suyolu ile birbirinden ayrılan iki kıta üzerinde konumlanmış bir başka kent bulunmuyor. İstanbul Boğazı bir su kanalı olarak yalnızca Avrupa’yı Asya’dan ayırmıyor. Karadeniz’i Akdeniz’e bağlıyor ve suyun buluştuğu, birbirini tamamladığı özel bir mekân da sayılıyor. Boğaziçi, tarih boyunca doğudan batıya doğru yapılmış büyük göçlerin bir geçit yeri olarak stratejik önemde bulunuyor. Böylece de kıyı boyunca birçok küçük köy kuruluyor. İstanbul’da pek çok yerleşimin ismi “köy” olarak adlandırılsa da bunlar zaman içinde büyük yerleşimlere dönüşüyor.

Boğaziçi Yerleşimlerinin Tarihi

Bizanslıların özellikle son dönemlerinde daima hücum ve kuşatma altında olduklarından şehir surlarının haricinde pek az yerleşim bulunuyordu. Bizans devrinden birkaç kiliseden, ayazmadan ve manastır harabelerinden başka iz olmadığı biliniyor. Ancak Osmanlı devrinde bütün halinde Boğaziçi'nde yerleşim başlamış ziraat veya balıkçılıkla geçinen köyler oluşmuştu. Tarihsel süreç içerisinde yerleşmelerin başka ihtiyaçlara göre özellikle sayfiye denilen yazlık ev gereksinimine cevap verecek şekilde gelişmeye başladığı görülüyor. 17.yy’ da İstanbul, Anadolu’dan gelen halkla dolunca, dar gelirli halk ve dış ticaret erbabı, kent dışında Eyüp ve Boğaziçi köylerine yöneliyor. 18.yy’da Boğaziçi, halkın, saray erkânı ve devlet ricalinin yerleşmeye başlamasıyla, İmparatorluğun son döneminde her gruptan insanın yaşamaya başladığı yer oluyor. Bu dönemde yeni yerleşmeler olarak Kilyos, Anadolu Feneri, Rumeli Feneri, Rumeli Kavağı, Garipçe köyleri kuruluyor. İşte bugüne kadar varlığını sürdüren Boğaziçi köyleri…

Kilyos Köyü

Sarıyer'in Karadeniz sahil şeridinde bulunan bu sayfiye köyü küçük bir balıkçı köyü olarak biliniyor. İstanbul’un trafik kargaşasından uzak ve sakin bir ortamda deniz ve doğa içinde hafta sonu tatili ve dinlencesi için tercih ediliyor. Şehrin neresinden yola çıkarsanız çıkın, en geç bir-bir buçuk saatte sanki Ege’de, Akdeniz’de bir cennete gelmiş gibisiniz. İstanbul’un en güzel plajları Kilyos’ta bulunuyor. Özellikle Suma Beach hafta sonları düzenlenen DJ partileriyle rağbet görüyor. Kilyos’ta Cenevizlilerin tüm Karadeniz ticaretine hâkim oldukları dönemde yaptırdığı bir de kale bulunuyor. 17. Yüzyılda Kardeniz’in kuzeyinden gelen yağmacı Don Kazakları'nın saldırısına uğrayan kalenin Sultan II. Mahmut zamanında onarıldığı biliniyor.

Anadolufeneri Köyü

İstanbul’un Anadolu kıyısında Karadeniz’e doğru çıkış noktasında Anadolu Kavağı ve Poyrazköy‘den sonra gelen boğaz köylerinden bir tanesidir. Köy nüfusu Kafkasya’dan göç edenlerden ve Girit’ten asker olarak gelip yerleşenlerden oluşmaktadır. Köy halkı balıkçılıkla geçinmekle birlikte, zaman zaman sebzecilik ve süt hayvancılığı da yapılıyor.

Anadolufeneri köyünde beyaz taştan yapılmış 20 metre boyunda bir fener bulunuyor. Boğaz'a girecek gemilere rehberlik etmek için yapılan fener, Osmanlı döneminde ahşaptan inşa edildiği biliniyor. İstanbul’da bahar ve yaz aylarında hafta sonu dinlence ve piknik keyfi için uygun yerlerden birisi sayılıyor.

Rumelifeneri Köyü

Rumelifeneri, İstanbul Boğazı‘nın Karadeniz ile birleştiği noktada yer alıyor. Şehrin kalabalığından uzak, huzur arayanların tercih ettiği Rumelifeneri köyü, yeşiliyle, doğasıyla ve ormanıyla ziyaretçilerini mest ediyor. Fenerin ismini verdiği bu küçük balıkçı köyü İstanbulluların hafta sonları kahvaltı için tercih ettiği gözde yerlerden biri olarak öne çıkıyor.

Köyde bulunan fenerin 30 metre yüksekliği bulunuyor. Bölgede 17. yüzyıldan kalma topçu kalesi olarak bilinen bir kale de yer alıyor. IV. Murad döneminde kale yeniden inşa ediliyor. Kalenin iki büyük kulesi ve kemerli bir giriş kapısı bulunuyor. Cumhuriyet döneminde ise kalenin askeri karakol olarak kullanıldığı biliniyor.

Rumelikavağı

Sarıyer ilçesinin deniz sahilinde, Karadeniz çıkışına kadar yer alan üç turistik yerleşim bölgesinden ilki olan Rumeli Kavağı, diğerleri, Garipçe ve Rumelifeneri köyleriyle hem Sarıyer’in hem de İstanbul Boğazı’nın en büyük balıkçı köylerinden biri sayılıyor. Başta balıkçı restoranı ve gazinosuyla yerli ve yabancı turistlere hizmet veriyor.

Rumelikavağı halkının en büyük gelir kaynağını balıkçılık oluşturuyor. Bölgeden çıkan balık, midye ve diğer deniz ürünleri restoranlarda hazırlanıp servis ediliyor. Pek çok İstanbullu sadece balık yemek için Rumelikavağı köyünü tercih ediyor.

Garipçe Köyü

Rumelikavağı ile Rumelifeneri köyleri arasında küçük bir köy olan Garipçe, son zamanlarda boğaza yapılan üçüncü köprü olan Yavuz Sultan Selim köprüsünün açılmasıyla ismini daha çok duyurmaya başlıyor. Şehrin gizli kamış mekânlarını keşfetmek isteyen çok sayıda yerli ve yabancı turistlerde bu sessiz sakin yeri görmek için ziyaret ediyor. Garipçe Kalesi, Garipçe’de gezilecek yerlerin başında geliyor. Kalenin Sultan III. Mustafa tarafından 1757-1774 yılları arasında yaptırdığı biliniyor.

Bir zamanlar Türk ordusu da bu kaleyi kullanmış. Garipçe Köyü’nde özellikle kahvaltı yapmaya çevre yerleşkelerden çok sayıda kişi geliyor. Buradaki mekânlar da özellikle kahvaltı konusunda uzmanlaşmış olmasıyla öne çıkıyor. İstanbul’daki tüm diğer Boğaziçi köyleri gibi balıkçılık ve balık yemeklerinin oldukça popüler olduğu köyde, çevrede yaşayan halkın ana geçim kaynağı ise balıkçılık oluyor. Nitekim çok sayıda balıkçı restoranları da bulunuyor. Özellikle hafta sonları restoranlar ve kafelerde kalabalıklar oluşuyor. Köyü ziyaret ederken köylülerin elleri ile yaptığı turşu, erişte, tarhana, salça, reçel, tereyağı ve çeşitli doğal yiyecekleri satın alma imkanı bulunuyor.


  • Devlet Garantili Projeler
  • Hukuk ve Yatırım Danışmanlığı
  • Kişiselleştirilmiş Yatırım Çözümleri
  • Satış Sonrası Yüksek Hizmet Kalitesi
  • Yatırımcılara Özel Paket Programlar
  • 3 ay içerisinde Türk Pasaportu
1