İstanbul Tarihinin En Eski Tanığı; Ayasofya

İstanbul Tarihinin En Eski Tanığı; Ayasofya

Hükümdarlar ve şehirler gören, ihtişamı karşısında insanların tarih boyunca etkilendiği Ayasofya, çökmelere yangınlara depremlere savaşlara göğüs gererek dünya mimarlık tarihinin en önemli yapıtlarından biri sayılıyor. İşte, 537 yılından beri ayakta kalarak misafirlerini bekleyen Ayasofya’nın öyküsü…

Efsane şehir İstanbul’un efsane yapıtının öyküsü 4. yüzyılda başlıyor. İskoçya’dan Kızıldeniz’e, Fas’tan Dicle ırmağına kadar uzanan büyük bir imparatorluğun tek hakimi olan Roma İmparatoru I. Constantinus (324-337) zamanında yapılan ilk Ayasofya’dan günümüze hiçbir kalıntı kalmıyor. Gene de müze deposunda bulunan Megale Ekklesia damgalı tuğlaların bu yapıya ait olduğu düşünülüyor. Ardından II. Theodosius, mimarına ikinci Ayasofya’yı yaptırıyor. Bazilika planlı ve ahşap çatılı olarak tasarlanan katedral bir isyanda yakılıyor. Bugünün Ayasofya’sı ise hükümdarlığının beşinci yılında İmparator Justinyanus tarafından Nikea ayaklanmasından sonra tamamen yok olan katedral yerine imparatorluktaki en güzel ve en ihtişamlı kiliseyi yaptırmak amacıyla inşa ediliyor. Bugünkü Ayasofya’nın çalışmaları 532 yılının Şubat ayında başlıyor.

Ayasofya’da bir imparator tacını giyer, bir sultan hutbe okur, bir Bizanslı vaftiz olurken, IV. Haçlı seferini yöneten ve 1205 yılında 70 yaşında İstanbul'da vefat eden, Venedik Doju Komutan Henricus Dandolo için ise mezar olur. Herkeste büyük saygı uyandıran ve herkesi kendi gök kubbesi altına davet eden Ayasofya’nın girişinde bulunan açık hava müzesinde tarihi eserler bulunuyor. Ayasofya’nın batı kısmında yapılan kazılarda ortaya çıkarılan bu yapılar, II. Theodosius tarafından inşa ettirilen ikinci Ayasofya’ya ait 12 havariyi temsil eden kuzu kabartmalı eserlerdir.

Son Ayasofya

Günümüz Ayasofya’sı batı Anadolulu iki usta tarafından tasarlanarak, dünya üzerinde en hızlı inşa edilen katedral rekoruna sahip yapı, yalnızca 5 yılda tamamlanıyor. On binlerce insanın inşaatında çalıştığı yapı, içinde gezinen misafirlerine tarihin derinliğinde kaybolmanın huzurunu yansıtıyor. Duvarlarındaki damarlı mermerler, iç yapının hantal yapısını yumuşatmak için tasarlanıyor. Ayasofya’da yer alan her bir taşın geçmişi de var. Binanın yapımında Efes’teki Artemis Tapınağı’ndan, Mısır’daki Güneş Tapınağı’ndan, Lübnan’daki Baalbek tapınağından ve daha birçok tapınaktan getirilen sütunlar kullanılıyor. Bu sütunların 6. yy olanaklarıyla nasıl taşınabildiği gizemini korumaktadır.

Kaplama ve sütunlarda kullanılan renkli taşlardan kırmızı porfir Mısır, yeşil porfir Yunanistan, beyaz mermer Marmara Adası, sarı taş Suriye ve kara taş İstanbul kökenli olduğu ayrıca Anadolu’nun çeşitli yerlerinden gelen taşlarla yapıldığı biliniyor. Büyüleyici kubbe tamamladığında, kaplanamayan, sınırlanamayan evrenin sembolü olarak yorumlanıyor.

Son derece büyük binanın zamanında tüm eksikleri tamamlanamıyor, açılışından 30 yıl sonra işçilik ve süsleme II. Justinyanus döneminde bitiriliyor. Depreme karşı önlem olarak Ayasofya’nın altında su sarnıçları yerleştiriliyor, çok depremler gören yapı bittiğinde statik olarak tam oturmadığı için açılıştan yaklaşık 21 yıl sonra kubbesi çöküyor. Daha hafif malzemelerle 7 metre daha yükselen kubbe, onarımdan yaklaşık 4,5 yıl sonra 562 yılında yeniden açılıyor. Yapılan bu çalışmada yetersizlikler söz konusu olunca binanın doğu ve batı cephelerine destekleyici yapılar ekleniyor. Taşıyıcı büyük ayakların renkli taş levhalarla kaplanması hantal görünüşlü taşıyıcıları gizlemeye yönelik anlayışın izlerini taşıyor. İki takın ayrımını vurgulayan konsollu filizler ise ilk çağ yapı sanatının motiflerini sergiliyor. Üst kat galerinde öne çıkan diğer özellik ise kemerler arasında yer alan ağaçtan gergiler olarak öne çıkıyor. Bu gergilerin görünen yüzüne ise 6. yy. motifleri işleniyor.

Dünyanın 4. Büyük Katedrali

1520 tarihinde İspanya’da yapılan Seville Katedrali’ne kadar 900 yıl boyunca Dünyanın en büyük katedrali olan Ayasofya, bugün dünyanın 4. büyük katedrali kabul ediliyor. İmparatorların öyküsü, unutulmak istemeyenler, ölümsüzlüğü düşleyenler, medeniyetlerin arkalarında bıraktığı izler ve inançlar hepsi Ayasofya’nın duvarlarında asılı duruyor.

Ayasofya’nın bir diğer büyüleyici yanını ise mozaikler oluşturuyor. Tonlarca altının kullanıldığı mozaiklerin yapımında, altının yanı sıra gümüş, renkli cam, pişmiş toprak ve renkli mermer gibi taş parçaları kullanılıyor.

İmparator Kapısı

Ayasofya’da bulunan imparator kapısının üzerindeki mozağin ortasında İsa Peygamber oturmaktadır. İsa’nın sağında Meryem, solunda ise Cebrail bulunmaktadır. Mozaikte tasvir edilen, İsa’nın ayağına kapanan sakallı bir erkek figürü bulunmaktadır. Bu kişi Bizans İmparatoru VI. Leon’dur. Ortodoks mezhep inancına göre bir kişi en fazla üç defa evlenebildiği için, VI. Leon’un ilk üç eşinden erkek çocuğu olmaması nedeniyle dördüncü kez evlenmesi sonucu af diler şeklinde mozaikte yer alıyor. İsa’nın elinde Yuhanna incilindeki “size selamet olsun, ben evrenin nuruyum” sözleri yazılıdır.

Ayasofya'da bulunan Deisis Mozaiği, en önemli mozaik kompozisyonlarından biri kabul ediliyor. Burada Meryem ve Vaftizci Yahya, mahşer günü İsa’dan insanlık için yardım istemektedir. Mozaiğin en önemli ve çarpıcı özelliği İsa’nın sağ ve sol yarılarındaki yüz ifadelerinin birbirinden farklı olmasıdır. Bu mozaik adeta Ayasofya ile özdeşleşmiş olup, dünyanın en bilinen ve hatırlanan mozaiklerinden biri olmuştur.

Aile Mozaikleri

Komnenos'lar Mozaiği olarak bilinen mozaikte ise panoda İmparator II. İoannes Komnenos ile eşi Macar asıllı Eirene ve oğulları II. Aleksios yer almaktadır. Ortasında Meryem Ana ve kucağında bebek İsa figürü bulunmaktadır. Bebek İsa’nın sağ eli vaftiz işareti yaparken, sol elinde kutsal ayetleri tutması tasvir ediliyor. Ayasofya içinde bulunan bir diğer aile mozaiği ise, Zoe Mozaiği’dir. Mozaik panoda, İmparator IX. Konstantinos Monomakhos ve İmparatoriçe Zoe betimi yer almaktadır. Bu mozaikte te ortada İsa yer almakta, İsa’nın elinde İncil, imparatorun elinde altın kesesi, imparatoriçenin elinde ise belge tasviri vardır.

Meryem Ana ve Kucağında İsa

Meryem Ana ve Kucağında bebek İsa mozaiğinin yapım tarihi ise 9.yy’a dayanmaktadır. Bu mozaikte Meryem Ana bir tahtta oturur vaziyette tasvir edilmiştir. Dikkatle incelendiğinde tahtın üzerinde yer alan minderlerde maça sembolleri görülür. Mozaikte İsa’nın giysisinin sarı olan kısımlarını yapmak için altın kullanıldığı biliniyor. Giysinin beyaz bölümleri için ise gümüş kullanılmıştır. Aşağıdan bakıldığında Meryem Ana ve İsa’nın gözleri sol çaprazda yer alan melek figürüne dönük tasvir edilmiştir.

Ayasofya Çıkış Mozaiği

Ayasofya çıkış mozaiği olarak bilinen mozaikte ise ortada Meryem Ana, Meryem Ana’nın kucağında bebek İsa, Meryem Ana’nın sağında İmparator Justinyanus, solunda ise İmparator Büyük Konstantin bulunurken, yapılış tarihi 10. yy olarak biliniyor. 3.Ayasofya’yı inşa ettiren İmparator Justinyanus, mozaikte Ayasofya’nın bir maketini takdim etmektedir. İmparator Büyük Konstantin ise Bizans’ın kurucusu olarak o da Constantine’nin bir maketini sunmaktadır.

Halk İnanışları

Kutsal mekanların çoğunda olduğu gibi Ayasofya’da çeşitli söylencelere konu oluyor. Örneğin Hristiyan halk, 1453 yılında İstanbul’un Osmanlı Padişahı II. Mehmet tarafından fethinden sonra, güney galerisi içinde küçük şapelde bir papazın kaybolduğuna ve onun bir gün tekrar ortaya çıkacağına inanmıştır. Bu tür söylencelerden bir diğeri ise Müslüman halkın inanışıyla ilgilidir. Bu inanışa göre Hızır Peygamber, parmağını kuzey galerisindeki mermer sütunda deliğe sokarak Ayasofya’yı Kabe’ye doğru döndürmüştür. Bütün halkların etkilendiği Ayasofya, Bizans mimarisinin başyapıtı olarak bilinse de Pagan, Ortodoks, Katolik ve İslami unsurları içinde barındırmaktadır. Bu sebeple Ayasofya’nın her daim misafirleri olacaktır.

Hristiyanların Yağmalaması

İstanbul’da bulunan bu eşsiz yapı tarih boyunca bir çok felaket görmüş olsa da hiç hak etmediği bir haksızlığı yaşamıştır. Ayasofya’nın insan eliyle tahribatı ya da yağmalanmasının bir başka dinden olanlar tarafından değil de gene Hristiyanlar tarafından gerçekleştirilmiş olması çok şaşırtıcıdır. IV. Haçlı seferini yöneten ve 1205 yılında 70 yaşında İstanbul'da vefat eden, Venedik Doju Komutan Henricus Dandolo komutasındaki Haçlılar İstanbul’u ele geçirip Ayasofya’yı tamamen yağmalamışlardır.

Osmanlı Dönemi

Osmanlı’nın 7. Hükümdarı Fatih Sultan Mehmet’in, İstanbul’u 1453 yılında fethetmesinden sonra Ayasofya için Osmanlı dönemi başlamış, ilk olarak Ayasofya’yı ayakta tutacak tedbirler alınmış ve Müslümanların ibadet edecekleri bir yer olarak tasarlanmaya başlanmıştır. Fatih döneminde yapılan ilk değişiklik bir minarenin eklenmesiyle başlar ve devam eder. Ayasofya’ya en çok ilgi gösteren padişahlardan II. Selim ve III. Murat zamanında baş mimar Mimarsinan tarafından minareler eklenmiş, en önemli ekleme ise etrafına yapılan dev payandalardır. Bu payandalar Ayasofya’nın yıkılmaktan kurtarılarak günümüze kadar ulaşmasını sağlamıştır.

Ortodoks dünyanın merkezi olmuş ve Hristiyanların 916 yıl boyunca ibadet ettikleri bu mekanın fethinden sonra 481 yıl süren camii dönemi başlar. Osmanlı İmparatorluğunun göz bebeği ve padişahların kullandığı büyük camisi olmuştur Ayasofya.

Türkiye Dönemi

Kültürel yönden çok çekici olan Ayasofya’nın kilise ve cami sürecinin ardından, 1935’ten günümüze dek sürecek müze dönemi başlamıştır. Bugün Ayasofya, etrafında onu terk eden tarihi sessizce izleyerek, dünyanın en uzun süre ibadet edilen mekanı olarak 1500 yıldır bütün insanlığa kapılarını açmıştır. Aynı mabette iki din, dört farklı minare iç içe geçmiş iki kültür ve birbirinin mirasçısı olan iki medeniyet yer almış, dünyaya seslenir gibi dimdik durarak, sadeliyle, ışığıyla, mozaiğiyle, kubbesiyle bir mimari yapı gibi değil canlı gibi seslenir gibi, dokunur gibi ziyaretine gelenleri etkilemeye devam etmektedir.


  • Devlet Garantili Projeler
  • Hukuk ve Yatırım Danışmanlığı
  • Kişiselleştirilmiş Yatırım Çözümleri
  • Satış Sonrası Yüksek Hizmet Kalitesi
  • Yatırımcılara Özel Paket Programlar
  • 3 ay içerisinde Türk Pasaportu
1