Türkiye’de Yabancı Sermayenin Geçmişi, Bugünü; Mevcut ve Beklentiler

Türkiye’de Yabancı Sermayenin Geçmişi, Bugünü; Mevcut ve Beklentiler

Türkiye’de Yabancı Sermayenin Geçmişi, Bugünü; Mevcut ve Beklentiler

Dünya’da Türkiye’nin de aralarında bulunduğu gelişmekte olan ülkeler grubu, kalkınma harcamalarını karşılayabilmek, yeni yatırımlar gerçekleştirmek ve gelişmiş ülkelerle aralarındaki farkı dengeleyerek, gelişmiş sınıfına dahil olmak için, yüksek finansman gereksinimlerini karşılamaları gerekiyor.

Tüketim ağırlıklı büyüme modelleriyle ekonomik farkı kapatmaya çalışan Türkiye gibi ülkelerde; tasarrufların istenen düzeyde olmaması, kalkınma hamlesi yapabilmek için gereken sanayi kuruluşlarının yüksek finansmana ihtiyaç duyması, yurt dışındaki ürünlere bağlılık ve döviz açığı gibi sebeplerden dolayı dış sermayeye ihtiyaç duyuyor.

Teorik olarak yapılan bu değerlendirme Türkiye özelinde düşünüldüğünde, ülkenin hedeflerine ulaşabilmesi için önemli miktarda dış sermayeye ihtiyaç duyduğu biliniyor. Rakamlara baktığımızda Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından Mayıs 2019 dönemine ilişkin kısa vadeli dış borç istatistikleri, Temmuz ayında açıklandı. Merkez Bankası verilerine göre kısa vadeli dış borç stoku Nisan'da 120.6 milyar dolardan Mayıs sonunda 120.4 milyar dolara gerilemiş görünüyor. Reuters'ın 14 kurumun katılımı ile yaptığı ankete göre 2019 sonu için cari açık beklentileri ise bir önceki anketteki 13 milyar dolardan 10.35 milyar dolara gerilemiş durumda. 2019 sonu itibariyle cari açık miktarını da eklendiğinde Türkiye’nin 130 milyar dolar finansman ihtiyacı içinde olduğu biliniyor.

Türkiye’nin Finansman İhtiyacı

Gelişmekte olan ülkelerle aynı özellikleri gösteren Türkiye, finansman ihtiyacını portföy yatırımları ve doğrudan yatırımlar yoluyla karşılarken, geçmişte yatırımların ülkeye çekilmesinde dönüm noktalarından biri “24 Ocak Kararları” oluyor, 1980 yılında alınan kararlarla istikrar paketi devreye sokularak dış ticaret serbest hale getiriliyor, yabancı yatırımlar teşvik ediliyor, kâr transferlerine izin veriliyor. Bu döneme kadar gelişmekte olan ülkeler içinde çok az yatırım çekebilen Türkiye, teoride yabancı yatırımların ülkeye girmesindeki engelleri kaldırmış oluyor.

Türkiye'nin yakın tarihine baktığımızda, 80’li yıllarda uygulanan korumacı ekonomik yaklaşımlar, siyasi ve ekonomik alanda gerçekleşen çalkantıların etkisiyle 90’lı yıllarda da devam ediyor ancak 2001 ekonomik krizinden sonra yabancı yatırımların önündeki engeller uygulamadan kaldırılıyor. Küresel krize kadar dünyada en fazla büyüme gösteren ülkeler listesinde ara ara birinci olan Türkiye, doğrudan ve portföy yatırımlarını kendine çekme konusunda tarihi zirveler yaşıyor, küresel kriz zamanlarında ekonomik kısa süren dalgalanmalardan sonra tekrar büyüme rakamları istenilen düzeye ulaşıyor.

Türkiye’de yabancı sermayenin önündeki en büyük engellerden biri dünyada yaşanan 2008 krizi oluyor. 2008’de ülkede bankacılık ve likidite krizleri, uluslararası sermaye yatırımlarında azalma yeni bir ekonomik krizin kapısını açıyor. Gelişmiş ülkelerde var olan ucuz likiditenin gelişmekte olan ülkelere transferiyle ihtiyaç duyulan dış sermaye, ucuz maliyetle karşılanmış oluyor.

Böylece 2011-2013 dönemlerinde yabancı sermayenin Türkiye’ye girişi tarihte görülmemiş yüksek dönemlerin yaşanmasını sağlıyor. Türkiye, 2002-2019 yılları arasında 360 milyar dolardan fazla yatırımı kendine çekmeyi başarıyor. Ancak gelişmekte olan ülkelere akan ucuz likidite bolluğu 2018 yılından sonra gelişmiş ülkelerin para politikalarında uyguladığı normalleşme süreçlerinden sonra dünyada daralmaya başlıyor.

Doğrudan Yatırım mı? Portföy Yatırımı mı?

Bir ekonomide doğrudan yatırımın yanında portföy yatırımları denilen kısa ve uzun vadede ülkenin ihtiyaç duyduğu likiditeyi karşılayan ama ekonomik göstergelere bağlı olarak zararlı sonuçları olabilecek, uzun dönemde sürdürülebilir maliyetinin olmadığı yatırımlar bulunuyor. Ülkelere yapılan portföy yatırımlarıyla gelen likiditeyi sürdürülebilir kılmak için bu yatırımları doğrudan yatırımlara dönüştürmek gerekiyor. Bu yatırımların doğrudan yatırımlara dönüşmesi için ise ülkede uygun şartların ve piyasanın istediği yapısal reformların yapılmış olması gerekiyor. Doğrudan yatırımlar, özellikleri gereği ülkenin kalkınmasına eşlik edecek enstrümanları ekonomiye kattığından dolayı, uzun süreli ve kalıcı yatırımı kazandırarak katma değer oluşturuyor. Ülke nüfusunun istihdamına da katkı sağlayarak kamu gelirlerinin artmasına doğrudan ve dolaylı olarak yardımcı oluyor. Ülkeye teknoloji transferini sağlarken, bilgi yoğun üretim modelleriyle verimliliği maksimize ediyor.

Yabancı Yatırımcıların Türk Konut Sektörüne İlgisi

Türkiye’nin doğrudan yatırım potansiyeline bakıldığında, iş gücü piyasasının nitelikli ve rekabete dayanan bir modele sahip olduğu, nüfusunun yaklaşık yarısının 30 yaşın altında bulunduğu, jeopolitik olarak ülkenin konumu, kurumlar ve emlak vergileri gibi vergi kalemlerinin düşük olduğu, devletin yatırımcıya teşvik için bir çok düzenleme gerçekleştirdiğini görüyoruz. Ülkenin yaklaşık 20 yıldır aynı siyasi partiyle yönetildiği düşünüldüğünde siyasi istikrarın ülkede bulunduğu ve bunun yanı sıra ekonomik istikrarın da mevcut yapısal reform taleplerinin karşılanması durumunda sürdürülebilir olacağı tahmin ediliyor. 

Türkiye’de her zaman ekonominin itici gücü olmuş konut sektöründe yüksek oranlarda, hiçbir yılda görülmeyen gayrimenkul alımı için yabancı yatırımcının talebi bulunuyor. Konut sektöründe yabancılara yapılan konut satışları her yıl bir önceki yıla göre yüzde 100’ün üzerinde artarak devam diyor. İstikrarın sürdürülebilir kılınmasıyla bunun diğer sektörlere de yayılması bekleniyor.

En Çok Yatırım Finans Sektörüne

 2018 yılının son çeyreğinde yabancı yatırımcıların yurt içi borçlanma ve sermaye piyasalarına, İstanbul Borsası’na, gayrimenkul sektörüne kattıkları sermayeye göre vatandaşlık hakkının tanınması ölçüleri ülkede çok uygun seviyelere indiriliyor. Bunun sonucu olarak Dünya Bankası’nın açıkladığı ülkelerdeki iş yapma kolaylığı sıralamasına göre Türkiye, 17 basamak yükselerek 190 ülke arasından 43. sıraya tırmanıyor, bu sonuçla en fazla ivme kazanan ülkeler içinde ilk 10 sırada yerini almış oluyor.

Büyüme, Nüfus Artışı ve Konut Sektörü Korelasyonu

Türkiye’deki nüfus artışı ve bununla paralel sebeplerle iç talebin sektör hesaplamalarına göre yıllık 700 bine yakın yeni konut talebi oluşuyor. Türkiye bu oranla dünyada konut sektöründe yüksek stok eritme hızına sahip ülkelerden biri oluyor. Bunun sebebi tapu harcına getirilen kolaylıklar, katma değer vergisinin düşürülmesi, yabancılara sağlanan vergi istisnaları gibi örnekler sayılıyor.

Pek çok yatırım seçeneği bulunan Türkiye’de son zamanlarda en çok kazandıran böylelikle yatırımcıyı mutlu eden sektör ise gayrimenkul sektörü oluyor. Yatırım ve devamında getirdiği büyük avantajlar gayrimenkul almayı daha da cazip hale getiriyor.

Türkiye’de yatırımın kolay ve zahmetsiz olması da başka bir etken olarak göze çarpıyor. Türkiye yasalarınca aldığınız mülkün tapusunu ve oturma iznini aldıktan sonra Türkiye’de yaşamaya başlayabilirsiniz. Oturma iznini almak 1 gün süren Türkiye’de isterseniz aldığınız gayrimenkulü kiraya verebilirsiniz. Her geçen yıl gayrimenkullerin değerlerinin katlandığı ülkede gayrimenkul sektörü yatırımcısına karlı bir dönüş sağlıyor. Geçtiğimiz sene yürürlüğe konulan, Türkiye’den toplamda 250.000 dolar değerinde bir veya birkaç gayrimenkul satın alınması sonrasında Türk vatandaşlığına başvurabilme hakkı da yabancıların Türkiye’de yatırım yapma isteğini tetikliyor.





  • Devlet Garantili Projeler
  • Hukuk ve Yatırım Danışmanlığı
  • Kişiselleştirilmiş Yatırım Çözümleri
  • Satış Sonrası Yüksek Hizmet Kalitesi
  • Yatırımcılara Özel Paket Programlar
  • 3 ay içerisinde Türk Pasaportu
1