İstanbul’un Sarayları

İstanbul’un Sarayları

625 yıllık yaşam süreci içinde Osmanlı İmparatorluğu’nun yönetildiği önemli kararların alındığı saray, devlet hayatının merkezinde yer alıyor. İmparatorluk yeni fetihlerle genişlerken ilk başkenti Bursa’dan Edirne’ye taşınıyor en sonunda İstanbul’u fetheden Fatih Sultan Mehmet şehri yönetim merkezi olarak seçiyor. İstanbul başkent olduğunda saray şehir içinde belirli aralıklarla bir mekândan başka bir mekâna aktarılıyor. Şehirde kurulan ilk saray “Eski Saray” olarak biliniyor. Daha sonra Padişahlar Topkapı, Eski Çırağan, Beşiktaş Sahil Sarayı ve Eski Beylerbeyi Sarayı’nı değişik aralıklarla kullanıyor. 1856’da Dolmabahçe Sarayının tamamlanmasıyla imparatorluk buradan yönetilmeye başlanıyor. 1877’den 1909’a kadar Sultan II. Abdülhamit döneminde ise imparatorluk Yıldız Sarayı’ndan yönetiliyor. Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde, 1922’de saltanatın kaldırılışına kadar Dolmabahçe Sarayı ve Yıldız Sarayı yönetim merkezi olarak birlikte kullanılıyor.   

Batılılaşma Sembolü Olarak Dolmabahçe Sarayı

Osmanlı İmparatorluğu’nun en güçlü olduğu döneminin sarayı olan Topkapı Sarayı sıklıkla mütevazı ve sade bulunuyor. Buna karşılık imparatorluğun çöküş döneminin sarayı olan Dolmabahçe ise lüks ve görkemli olarak biliniyor. Günümüzün dünyasında saraylar geçmişe ait, lüks, ihtişam ve gereksiz harcamaya sebep olan, halktan kopuk yaşanan yerler olarak değerlendiriliyor. Aslında Osmanlı İmparatorluğu için saray sadece, Padişahların kaldığı lüks bir yapıdan daha fazlasını ifade ediyor. Çünkü Dolmabahçe Sarayı, Batılılaşmanın etkisi altındaki imparatorlukta dönemin değişen kültürel yapısını, sosyal ve sanatsal değişimlerin sembolü sayılıyor. Nitekim Sultan Abdülmecid’in Tanzimat Fermanı’nı ilan etmesiyle, Dolmabahçe Sarayı’na geçiş süreci aynı tarihe denk geliyor. Şüphesiz Topkapı Sarayı o dönemde yeni düzenin öngördüğü yaşam biçiminin değil “eski” olanı temsil ettiği için terk ediliyor.

Dolmabahçe: Hüzünlü Bir Hatıra

Beşiktaş ve Kabataş iskeleleri arasında kalan Dolmabahçe Sarayı’nın yerinde eskiden küçük ahşap köşklerin bulunduğu biliniyor. İmparatorluğun en ünlü mimarları Garabet ve Nikoğos Balyan’a sipariş edilen saray 1856 yılında tamamlanıyor. Yabancı elçilerin kabul edildiği salonlar başta olmak üzere yabancı gözlere açık mekânların mimari dekorasyonu ve mobilya açısından gösterişi dikkat çekiyor. Saray, 1856 yılından halifeliğin kaldırıldığı 1924 yılına kadar aralıklarla 6 padişaha ve son Osmanlı Halifesi Abdülmecid Efendi’ye ev sahipliği yapıyor. Cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk tarafından da 1927-1938 yılları arasında İstanbul’daki çalışmalarında kullanıyor. Atatürk, Dolmabahçe Sarayı’nda 10 Kasım 1938 günü vefat ediyor. 1949’e kadar Cumhurbaşkanlığı makamı olarak kullanılan saray 1984’ten sonra müze-saray olarak hizmet veriyor.

Boğaz Kıyısına Yeni Bir Saray: Beylerbeyi

Beylerbeyi Sarayı padişahların yazlık evi olmasının yanı sıra yabancı devlet görevlilerin ağırlandığı devlet konukevi ihtiyacı için yapılıyor. Sultan Abdülaziz’in isteği üzerine dönemin tanınmış mimarı Serkis Balyan tarafından 1865 yılında tamamlanıyor. Bizans döneminde ‘İstavroz Bahçeleri’ adıyla anılan yöre, Osmanlılar döneminde de padişahların has bahçelerinden biri olarak kullanılıyor. ‘Beylerbeyi’ adının verilişi ise 16. yüzyılda Beylerbeyi Mehmed Paşa’nın burada bulunan köşkünden kaynaklanıyor.

Devlet Konuk Evi Olarak Beylerbeyi

Beylerbeyi Sarayı, Sultan Abdülaziz ve Sultan II. Abdülhamid döneminde devlet konukevi olarak da kullanılıyor. Sarayda ağırlanan ilk önemli konuk, Fransa İmparatoriçesi Eugénie olduğu biliniyor. Sultan II. Abdülhamit burada yaşamının son 6 yılını geçirdikten sonra 1918’de burada vefat ediyor. Beylerbeyi Sarayı’nda Cumhuriyet döneminde de yabancı devlet adamları ağırlanıyor. 1934’de Türkiye’ye gelen İran Şahı Pehlevi, Mustafa Kemal Atatürk tarafından bu sarayda ağırlanıyor. Diğer imparatorluk saraylarından farklı olarak Beylerbeyi Sarayı’nda mekana serinlik katan su ögesine yer veriliyor. Binanın merkezini oluşturan alt kat salonunun ortasına büyük bir havuz yerleştiriliyor.

Kadim Geçmişin Mirası: Topkapı Sarayı

Beyazıt Meydanı kuzeybatı köşesine bugünkü İstanbul Üniversitesi Merkez Binasının bulunduğu alanda fetihten sonra Eski Saray inşa ediliyor. Ancak burası yetersiz bulunarak yeni ve daha kapsamlı bir saray yapısına gereksinim duyuluyor. Sarayburnu’nda eski Bizans’ın da yönetim merkezi olan yerde sonradan Topkapı Sarayı olarak adlandırılacak Yeni Saray inşa ediliyor. Bu merkez, sadece padişah ve ailesinin yaşadığı bir mekân değil, sarayın hizmetini gören Harem, Birun ve Enderun mensuplarını da barındırıyor. Padişahların ikametleri ve devlet işleri yanında hazineler de burada saklanıyor. Topkapı Sarayı, Osmanlı hanedanının ve imparatorluk tarihinin simgesel ve fiziksel mirasını taşıyor. 1924 tarihinde müze haline getiriliyor. Günümüzde binlerce objenin korunduğu bir uygarlıklar hazinesi ve müzesi olarak değerlendiriliyor.

Çırağan Sarayı

Beşiktaş ile Ortaköy arasındaki bölge kandil ve meş'alelerle padişahların da hazır bulunduğu, gece eğlenceleri düzenlenen bir yer olarak biliniyor. Burada bulunan ahşap yalılar padişahlar tarafından özellikle yaz aylarında kullanılıyor. Sultan Abdülmecid’in mevsimin büyük bir kısmını burada geçirdiği biliniyor. Dolmabahçe Sarayı yapıldıktan sonra da Padişah buradaki ahşap sarayı yıktırıp yeni bir saray yaptırmak istiyor ancak mali sebeplerle erteleniyor. Saray, Sultan Abdülaziz tarafından 1865 yılında meşhur mimar ailesi Balyanlardan Nikoğos Balyan’a inşa ettiriliyor. Çırağan Sarayı süsleme açısından oldukça zengin bir görünüşe sahip olmakla birlikte ağırlıklı olarak geometrik süslemeler kullanılıyor. 1878 yılında yaşanan bir olay “Çırağan Sarayı Baskını”  olarak biliniyor. Gazeteci Ali Suavi, yaklaşık 250 kişilik bir grupla Çırağan Sarayı’nı basıyor. Sultan II. Abdülhamit’in yerine akli dengesi bozuk olduğu gerekçesiyle tahtan azledilen V. Murad’ı tekrar tahta çıkarmaya çalışıyor. Ancak bu girişim başarısızlıkla sonuçlanıyor.

Yıldız Sarayı



Bugünkü Yıldız yerleşiminin Bizans dönemine koruluk olduğu biliniyor. İstanbul’un fethinden sonra ‘Kazancıoğlu Bahçesi’ olarak adlandırılıyor. III. Selim’in annesinin ‘Yıldız’ adıyla yaptırdığı köşkten sonraki dönemlerde eklenen köşk ve kasırlarla genişliyor. Buradaki yapılar topluluğuna Sultan II. Abdülhamid Dönemi’nde (1876-1909) eklenen yeni binalarla Yıldız Sarayı adı veriliyor. II. Abdülhamid, Dolmabahçe Sarayı’ndan ayrılarak Yıldız Sarayı’na taşınıyor ve Padişahlığı süresince bu sarayda kalıyor. II. Abdülhamid’in tahttan indirilmesinden sonra idare merkezi tekrar Dolmabahçe Sarayı’na taşınıyor. Ancak son devrin padişahları zaman zaman burayı kullanmaya devam ediyor. Sultan Vahdettin olarak bilinen VI. Mehmed, 15 Mayıs 1919 tarihinde Samsun’a hareketinden önce Mustafa Kemal Paşa ile bu binada görüşüyor.


  • Devlet Garantili Projeler
  • Hukuk ve Yatırım Danışmanlığı
  • Kişiselleştirilmiş Yatırım Çözümleri
  • Satış Sonrası Yüksek Hizmet Kalitesi
  • Yatırımcılara Özel Paket Programlar
  • 3 ay içerisinde Türk Pasaportu
1