İstanbul’un İncileri; Prens Adaları

İstanbul’un İncileri; Prens Adaları

Belgelere göre adalara, Bizans döneminde prenslerin, soyluların ve hatta imparatorların, buralara sürgün edilmesi ve manastırlara hapsedilmesinden dolayı ‘’Prens Adaları’’ deniliyor. Bazı kaynaklara göre ise, II. Justin’in 567 yılında Büyükada’da görkemli bir manastır ve saray yaptırması sonucu bu adı almış. Tarihte, Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethinden sonra, manastırların kapatılmış ve adalar üzerindeki yerleşimlere son verilerek Osmanlı yönetimine geçmiş olduğu bilgisi yer alıyor. 1839 yılında Tanzimat Fermanı ile yerleşim tekrar kurulmaya başlanmış ve yerli halkı Fransızlar tarafından oluşturulmuş. 1946 yılında vapur seferlerinin düzenlenmeye başlandığı ve 1861 yıllarında İstanbul Adaları olarak anılmaya başlandığı biliniyor.

Marmara denizinin Asya kıtasında, Boğaz’ın güney doğusunda yer alan büyüklü küçüklü dokuz ada topluluğu, Türkiye’de Marmara adaları olarak isimlendiriliyor. Bunlar, düzenli yerleşimin bulunduğu Büyükada, Heybeliada, Burgazada, Kınalıada ve Sedef Adası; sürekli yerleşimin bulunmadığı, Sivriada, Yassıada, Kaşık Adası ve Tavşan Adası. Prens adaları, araç trafiği olmayan, turistlerin akın ettiği aylar haricinde sakin ve huzurlu yerler olarak anılıyor.

Ziyaretçiler adalara, Kadıköy’den veya Bostancı’dan, vapur müzisyenleri eşliğinde denizi seyredip rüzgârın tadını çıkararak, martılara simit atarak, oldukça keyifli geçen bir deniz yolculuğuyla ulaşabiliyor. Şehre yalnızca 1 saat uzaklıkta bulunan adalar, misafirlerini bekliyor.

Büyükada

Vapurdan adaya inişle birlikte macera başlıyor. Büyükada’nın ilgi çekici, dizilere konu olan, eski havasını koruyan sakin sokaklarında yürümek oldukça keyifli. Adada denize girmek isteyen kişiler için oldukça fazla plaj seçeneği bulunuyor. Kumsallar, sabahtan akşama kadar denize girip adayı gezen günübirlikçiler ile de dolup taşıyor.

Adada gezmek için kullanılan faytonların, adada bulunan dik ve yüksek yokuşlarda, atların bilinçsiz kullanımıyla yaşamlarının tehdit edilmesi üzerine kaldırılması yönündeki karar, henüz yürürlüğe girmemekle birlikte gündemde bulunuyor. Fayton tercih etmeyen ziyaretçiler, yürümeyi veya bisiklete binmeyi de tercih edebiliyor.

Büyükada’da görülecek ve yapılacaklar listesi uzun. Özellikle adada bulunan, 1751 yılında inşa edilen Aya Yorgi Kilisesi, adada kültür turizminin en yoğun yaşandığı nokta olmasıyla ünlü. Özellikle Paskalya Bayramı’nda Hıristiyanlar tarafından ziyaret ediliyor. İnce işlemeleri ve kusursuz estetik görünümüyle dikkat çeken ve göz alıcı bir manzaraya sahip kiliseyi görmek için uzun ve dik bir yokuşun tırmanılması gerekiyor. Yokuşun tepesine varanları ise Marmara denizi ve İstanbul kıyılarının muhteşem manzarası karşılıyor. Pazar hariç her gün 08:30 ile 18:00 arası ziyaretçilerini kabul ediyor. Pazar günleri kilisede ayin düzenlenmesi sebebiyle kapılar kapanıyor.

Büyükada’da mutlaka gezilmesi gereken yerler arasında, dileklerin gerçekleştiği kilise olarak anılan Aya Nikola Manastırı ve Adalar Müzesi de bulunuyor. Müze kış aylarında 10:00 ile 17:00’a, yaz aylarında ise 09:00 ile 18:00’a kadar her gün ziyaretçilerini ağırlıyor. Müzede Prens adaları ile ilgili bilgi edinilebilmesinin yanında, adaların tahmini geleceğine ait planlar için ayrılmış bölümüne de ulaşılabiliyor.

1893 ile 1895 yılları arasında inşa edilen tek minareli Hamidiye Camii de görülmesi gereken yerler arasında. İnşası zamanında, kullanılan malzemelerin taşınma sorunu ve o zamanlar adada yaşayan kişilerin az oluşu sebebiyle küçük yapıda olan camii, sade bir bina.

Heybeliada

Yunanlar tarafından “Hakli” olarak anılan adada 1844 yılında açılan Ortodoks Ruhban Okulu bulunuyor. Cumhuriyetin ilanından sonra, Türkiye ve Yunanistan arasında çeşitli anlaşmazlıklara sebep olan okul ve Kutsal Üçlü Manastırı hala varlığını koruyor. O yıllarda manastır, tartışmaların son bulmasıyla Türkiye’ye verilmiş, okul da faaliyetine devam etmiş. 1971 yılında ise çıkan bir kanun sebebiyle okul kapatılmış fakat manastır yönetimine bağlı olan bir tarihi eser olarak korunuyor. Çam ağaçlarıyla çevrili manastıra varılan ziyaretçilere, muhteşem bir manzara eşlik ediyor.

İlginç çatısı ve pembe çizgileriyle Heybeliada’ya canlılık veren ve artık müze olarak değerlendirilen İsmet İnönü’nün 1924 yıllarında yaşamış olduğu evi burada bulunuyor. Müze, pazartesi günleri dışında her gün 10:00 ile 18:00 saatleri arasında gelenlere kapılarını açıyor.

1773 yılında, Padişahın Deniz Mühendisi Yetiştirme Okulu olarak kurulmuş olan okul, hala Deniz Kuvvetleri Lisesi olarak işlev görüyor. Heybeliada’da bulunan meşhur dondurmacılara ve kahvaltıcılara uğramadan dönülmemesi tavsiye ediliyor. Denize girmek isteyenler de Heybeliada plajlarında kumun, güneşin ve tertemiz denizin keyfini çıkarabiliyor.

Burgazada

Adanın adı, eski yıllarda adayı yöneten Demetrius tarafından konmuş. Ünlü Türk şairlerden, Sait Faik’in kişisel eşyalarının yer aldığı, iki katlı, cumbalı beyaz köşk müzeye dönüştürülmüştür. Pazartesi günleri hariç her gün ziyaretçilerini kabul eden müze, yazarın vasiyeti gereği ücretsiz olarak hizmet veriyor. Yazarın bronz heykeli Kalpazankaya üzerinde, muhteşem bir manzaranın yanı başında bulunuyor. Adada mutlaka görülmesi gereken ince uzun kubbeli, üçgen çatılı ve geometrik işlemeli çok şık bir yapı olan Aya Yani Kilisesi milattan sonra 842 yılında inşa edilmiş. Depremde oldukça kötü hasar alan kilise, 1899 yılında restore edilmiş.

Adanın en yüksek noktası olan Bayraktepe görülmeye değer muhteşem manzarası, tarihi mirasa sahip olmasıyla da Aya Yorgi Garibi Manastırı burada görülmesi gereken yerler arasında sayılıyor.

Yazın sıcağından bunalan ziyaretçiler, Marta Koyu’ndaki doğal kumsalda serinleyerek Prens Adalarından birinin keyfini doyasıya yaşayabiliyor. İsmini, burada intihar ettiği söylenen Madam Marta’dan alan koyda kamp yapılması da mümkün.

Kınalıada

Tarihin eski dönemlerinde demir ve bakır madenciliğinde kullanılan adanın toprağı kırmızıya dönük yapısıyla dikkat çekiyor. Türk toplumunda evlenen kızın kına gecesinde avuç içlerine sürdükleri kızıl renkli ‘’kına’’ malzemesinden esinlenilerek Kınalıada olarak isimlendirilmiş adanın, adının yanı sıra tarihteki en önemli olay, Bizans imparatoru Romen Diyojen’in Metamorfoz Manastırı’na sürgün edilmiş olması. 1071 yılında Malazgirt Savaşı’ndaki yenilgisinden sonra memleketinde tahttan indirilip bir eşeğin sırtında aşağılanan Diyojen’in, manastırda hayatını kaybettiği biliniyor. Metamorfoz Manastırı, IV. Murat tarafından yıkılmış.

Vapurdan inildiğinde görülen, ikiz Sirakyan evleri ve Taş Köşk, ada mimarisinin zarif örneklerini oluşturuyor. Adanın küçük olması ve fayton bulundurmaması onu diğerlerinden ayıran özellikleri olarak biliniyor.

Bizans imparatorlarından V. Leon’un mezarını barındıran Hristos Manastırı ise adada ayakta kalmış olan tek manastır olarak yer alıyor. Buradan İstanbul’un ve Prens Adaları’nın görüldüğü muhteşem bir manzara gelenleri büyülüyor.

Üçgen Çatısıyla modern bir görünüme sahip olan 1964 yılında inşası biten Kınalıada Camii ve ahşaptan şık bir sunağa sahip Panayia Rum Ortodoks Kilisesi’de ziyaret edilmeye değer. İstanbul’un eski mahallelerinde sıkça rastlanan, farklı kültür özelliklerinin yan yana oluşu burada da görülüyor. Adada, denize girmek isteyen kişiler, Ayazma Kumsalında bulunan özel işletilen plajları veya halk plajını tercih edebiliyor.

Sedef Adası

Prens Adaları içerisinde yerleşime açık olan en küçük ada olan Sedef Adası, doğasıyla dikkat çekiyor. 1300x1100 metre büyüklüğünde olan ada üzerindeki bitki örtüsü sedefe benzediğinden Sedef Adası olarak anılıyor. Eski yıllarda burada yaşayan tavşan sayısının fazlalığı nedeniyle Tavşan Adası olarak da bilinen ada da, diğer Prens Adaları gibi, Bizans döneminde sürgün yeri olarak kullanılmış. Buradaki en önemli sürgünlerden biri ise 857 yılında adaya gönderilen “Patrik İgnatios” olarak biliniyor. On yıl adada işkence gören İgnatios, 867 yılında tekrar patrik seçilmiş.

I. Dünya Savaşı sırasında tüm ağaçları kesilen ada, Ferit Paşa’nın torunları tarafından seçkin insanlara yerleşim yeri yapılması amacıyla yeniden ağaçlandırılmış. İki muhteşem plaja sahip adanın hem yeşilliği hem de denizi ve kumsalı gelenleri büyülemeye devam ediyor.

Sivriada - Yassıada

İstanbul adalarının en küçüklerinden olan Sivriada ve Yassıada, İstanbullular tarafından ‘’Hayırsızada’’ olarak anılıyor. Sivriada, Yüksekliği 90 metre olan, denizin içinden yükselen tepenin, denizin üzerinde oluşan uzantısıyla oluşan ada  diğer Prens Adaları gibi, Bizans döneminde sürgün adası olarak kullanıldığı biliniyor. Bugün yalnızca bazı kalıntılarını görebildiğimiz, 10. yüzyıldan kalma bir manastır gelenlerin ziyaretine açık halde bulunuyor. Adanın güneyinde tatlı su kuyusu ve küçük bir liman bulunuyor.

Yassıada da kuzey kısmında küçük bir limana sahip. İngiltere’nin İstanbul Sefiri Sir Henry Bulwer tarafından 1859’da satın alınan adada bazı biçimsiz kale ve binalar bulunuyor. Yassıada, 1947 yılında Deniz Kuvvetleri tarafından satın alınarak deniz eğitim tesislerinin kalbi haline getirilmiş. 

Tavşan Adası

İstanbul’a en uzak, Prens Adaları’nın en güneyinde bulunan ada, Kaşık adasından biraz daha büyük. Ağaçsız, çıplak ve kayalık olan adanın boyu 90 metre.

Resmi adı ‘’Balıkçı Adası’’ olan adanın şimdiki adının tavşanının bol olmasından kaynaklandığı ve adada hala tavşanlar olduğu biliniyor.

Kaşıkadası

Burgazadası’nın doğusunda bulunan küçük adacığın eski adı Pita olarak anılıyor. Bir kaşığa benzetildiği için Kaşıkadası olarak adlandırılan adanın kuzeyinden güneye uzunluğu yalnızca birkaç yüz metre.

Adanın basit bir iskelesi ile iki küçük evi bulunuyor. Ada, bir turizm şirketi tarafından satın alınmış bir özel mülkiyet olduğundan gezilere açık değil. Adada herhangi bir tarihi eser olmadığı biliniyor.



  • Devlet Garantili Projeler
  • Hukuk ve Yatırım Danışmanlığı
  • Kişiselleştirilmiş Yatırım Çözümleri
  • Satış Sonrası Yüksek Hizmet Kalitesi
  • Yatırımcılara Özel Paket Programlar
  • 3 ay içerisinde Türk Pasaportu
1